Sanki bir muhabbeti, bir hayali, bir haziran gecesine yaslamanın özlemi gibi şimdi içime konan.Susmak, puslu bir akşamın vaktinin ruh ikizidir.Dar vakitlerin mengenesini ancak sözcükler açsa gerek. Artık sözcüklerden kanatlarımız ve kelepçelerimiz var.
Günlerin getirdiği, birde götürdüğü var. İçine kavis alan bir akşam vakti. Birisi savaş insanla kelime arasında şimdi demişti.
Ah biz hazırlıksız yakalanmayı ne çok severiz. O apansız heyecan ve ardından adrenalin patlaması tanımlamalar keyif verir bize
Yarınlar güzel olacakmış... pehh. Bugünler neden güzel olmasın! Bugünün hakkını veremeyen ben yarının hakkını verebilir miyim dersiniz? Mecburi istikametler bizi her zaman selahiyet limanlarına çıkarmıyor maalesef
Eli boş gidilmiyor değil mi gidilen yere? Bizim götürdüğümüz hep bir avuç elvan olsa gerek. Başkalarının yaşanmışlıklarıyla başlıyor hayatımız, ya şarkılarla avunacağız ya da şiirlerle... Kendi hayatımızın öznesi olmayı kim öğretmedi bize? Hayatımızda nesne olanların derslerinden kaçmalıymışız oysa...Teneffüse çıkmalı ve top oynayıp terlemeli, soğuk sular içmeliymişiz, üşütüp hasta olmalıymışız mesela ya da ne bileyim cam kırmalıymışız. Yazık etmişiz kendimize. Deneme yanılma dönemlerini uslu çocuk olarak geçirmek pahalıya mal oldu bize. Hikayede ki gibi '' bu yağmurdan içmedikçe rahat yok '' tu bize de.
Her gördüğü aydınlığı yangın sanıp söndürmeye koşanlar arasında ne işimiz vardı yahu bizim. Bu bulaşıcı hastalık iliklerimize kadar işlemiş gibi sanki.Sürülük bu, başkalarının izinden gitmek kolay geliyor bize. O zaman bizi güdenlere bağırmak nafile, bu bizim seçimimiz
Biz gözyaşı dökmeyi pek severiz birde, niyesini niçinini hiç düşünmeyiz. Oysa her başımıza gelen kendi elimizden dolayı gelmektedir... Kendimizi aldatıyoruz. Vicdanlarımız ki varsa eğer susturuyoruz işte. İnsan müsveddesi bir hayatı mecburen taşıyor gibiyiz. Bunların içinde biz varız, tek tek, fert fert hep biz varız ki bunların tespiti bile bir erdem oldu zamanla ne garip...
O zaman neyi kaybettiğimizi hatırlayalım, reçel yapmayı öğrenelim mesela, gökyüzüne bakmayı, bir iğdeye selam vermeyi...Üzerimize doğan her gün bizden ümit kesilmediğinin işaretidir...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder