Bir genel seçim daha yapıyoruz, milletimize hayırlı uğurlu olur inşallah.
Hani bir söz vardır herkes hak ettiğiyle yönetilir diye. Tv yi kapadım, netten de takip etmiyorum seçim sonuçlarını. Ataların sözünü dinliyor ve hiç merak etmiyorum sonuçları, çünkü günler öncesinden tüm yandaş ve candaş medya %50 diye Kırkpınar'da ki cazgıra nazire yapar gibi sonucu ilan ettiler
İç sesimle dertleşiyorum, kendimden kendime. Nankörüm ben nankör. Hak ediyor muyum bu ileri demokrasiyi. Hayal di gerçek olan teröristlerin sınır kapılarında davul zurna ile karşılanışını, şehit cenazelerinde annelerin gözyaşlarının ekrana getirilmesinin yasaklanışını, ileri demokraside tüm telefonların dinlenmesini, halkın fişlenmesini, coplanmasını,başı açık kadın resmine bile tahammül edemeyen candaş medyanın büyük iştahla kaset skandallarını gündeme getirmelerini, çarşaf çarşaf en ince ayrıntısına kadar anlatmalarındansa, aşağıda ki hadisi anımsamalarını yeğlerdim
Hadis-i şeriflerde buyruluyor ki:
(Kim, dünyada günahını gizlerse, Allahü teâlâ da, kıyamette o günahı herkesten saklar.) [Müslim>
Ortadoğu'nun yeni ''Nasır'ı'' olmaya aday olana yine ben bir başka hadisle cevap vereyim
"Ben arabım, fakat arab benden değildir."
Kendilerinden olmayanları ''Gavur '' ilan edenler enazından bir kaç hadis biliyor diye teselli olsunlar istedim
Kendinden kendine
12 Haziran 2011 Pazar
14 Haziran 2010 Pazartesi
Omayra
Cevabı ömür süren bir soru bıraktım sana
Mendili kan kokan sevgili arkadaşım
Usta bakışların keşfettiği rahatlıkla arkama yaslandım
elimde şah mat yüzüğümde tek taş siyanür
adınla bulanan bir aşkın, bir maceranın
macerasında
yolun sonunu söylüyordu
günahkâr iki melek olan sağdıçlarım
Al birkaç bulutlu sözcük
atlasını sırtında taşıyan çalınmış bir zaman
mekik, taflan, kar kesatı bir iklim
aşk mı, macera mı dersin bu uzun seferberlik
bu ilişkinin topografyasını
mezhepler tarihinden bulup çıkardım
adanan boynunda o gümüş zincir
bilmiyorsun arması sallanıyor ucunda
işte yazgının kara zırhlısı!
Kork! kutsal kitaplardaki kadar kork!
Çünkü hiçtir bütün duygular
Korkunun verimi yanında
Benim ruhum nehirler kadar derin!
Kızıl kısraklar gibi üstümden geçeceksin!
Arı bir sessizlik duruyor
şiddetimizin armaları arasındaki uzaklıkta
gövdenin demir çekirdeği
kalkan teninin altında
sana okunaksız bana saydam giz
içindeki uğultunun izini sürüyorum
bir açıklığa taşıyorum ele vermez yerlerini
harabeler diriliyor
heykeller tamamlanıyor
kendi kehanetinden büyülenmiş gözlerimin önünde
başka çağlara gidip geliyoruz
aşk tanrısı için
seviştiğimiz ve uyuduğumuz sahillerde
aşkın kaplan ve yılan düğümüyle
Öpüyorum seni boynundaki yaradan
iniyorum kaynağına
aydınlanmamış yanların ışığa çıkıyor
dokunuşlarımın parıltısında
düğümlü mendilin, gümüş zincirin
sımsıkı mühürlendiğin bütün kilitler
çözülüyor avuçlarımda
Tılsım tamamlanıyor
ortaçağ kentlerinden geçiyoruz dönüşte
indiğim kaynakların mezhep değiştiriyor
zamanın ve uzamın kilitlendiği kara kutuda benim kelimelerim
tılsım tamamlanıyor
dudaklarımdan sızan erkek sütünün kara büyüsüyle
sevgilim oluyorsun
uyuyor ve yıkanıyoruz ay ışığında
bakıyorum güneş iniyor yüzünün alacakaranlığına
Adın yoktu tanıştığımızda
eksiğini de duymadık
bazen bir rüzgârı, bazen birkaç zeytini
adının yerine kullandık
Adın yoktu tanıştığımızda
sonra da olmadı
çünkü başka biri oldun zamanla
Şimdi adın var
şimdi ruhumun sislere sarılı derinlikleri
yükseliyor ve tehdit ediyor
kıstırılmış varlığımın bütün cephelerini
yüzümün pususunda geziyor
sularda bilenmiş bıçaklar
uyandırılmış acılarım, bulanmış sarnıcım
etimle ruhum arasında çelişen ilke
geri döndü bana
kendi ellerimle kurduğum kara büyüden
içimdeki tarih bitti
siliyorum bir aşkı var eden her ayrıntıdaki parmak izlerini
ve şimdi adın var
ve şimdi
ikimizin vaktinde
intikam saati geldi
Omayra, bu adı verdim sana
ve mevsimleri bütün anlamlarıyla
iki çakılına bir deniz vereyim
hayallerine mavi buğday
dokuz yaşamın olsun tek tek öldüreyim
esmer ve çırılçıplak bir gecede
bütün düşmanların gelecek
koynumdaki cenazene
Seni saran efsane çürüyüp toprağa karışırken
kucağımda başın
gümüş bir tarakla tarayacağım saçlarını
kendi enkazımın üstünde
kurtlar, çakallar gibi uluyarak ağlayacağım acıdan
öldürerek yaşatacağım seni kendimde
Ocağın parıltısıyla aydınlanan yüzün
gücünden habersiz sakin gülüşün
kamçılıyor içimdeki bütün köleleri
ben ki hileli bir oyun,
birkaç kırık zar
ve kara muskalı tılsımlarla
almışken seni kaderinden, kıyasıya bağlamışken kendime
asıl sen tutsak etmişsin beni
dünyaya kapalı kapıların ardındaki
içi boş sessizliğine
sığlığın, sevgisizliğin
o sonsuz kendiliğindenliğin
dünyanın sana değmeyen yerleri
nasıl da çekici yapıyor seni
o kadar bağlandım ki
tutkusuz bedenine
ya öldüreceğim seni
ya tunç çağından heykeller indireceğim dökümüne
Sayıklayan bir ağaç gibiyim Omayra
uğultusu geliyor ta derinden
gövdemin geçtiği masalların
içimdeki deprem ayakta tutuyor beni
geri dönüp vuruyor çalınmış zaman
bak sana korkaklığımı veriyorum
var olmanın bütün varoşlarından
ben yenildim, işte silahlarım
tılsım tamamlandı
sonuna geldim çizgilerini sildiğim
bir büyük haritanın
aşkım ölümün sınırında Omayra
olduğun yerde kal kımıldama!
Murathan MUNGAN
Çok severim bu şiiri ve anımsattıkkarını...Paylaşayım istedim
Mendili kan kokan sevgili arkadaşım
Usta bakışların keşfettiği rahatlıkla arkama yaslandım
elimde şah mat yüzüğümde tek taş siyanür
adınla bulanan bir aşkın, bir maceranın
macerasında
yolun sonunu söylüyordu
günahkâr iki melek olan sağdıçlarım
Al birkaç bulutlu sözcük
atlasını sırtında taşıyan çalınmış bir zaman
mekik, taflan, kar kesatı bir iklim
aşk mı, macera mı dersin bu uzun seferberlik
bu ilişkinin topografyasını
mezhepler tarihinden bulup çıkardım
adanan boynunda o gümüş zincir
bilmiyorsun arması sallanıyor ucunda
işte yazgının kara zırhlısı!
Kork! kutsal kitaplardaki kadar kork!
Çünkü hiçtir bütün duygular
Korkunun verimi yanında
Benim ruhum nehirler kadar derin!
Kızıl kısraklar gibi üstümden geçeceksin!
Arı bir sessizlik duruyor
şiddetimizin armaları arasındaki uzaklıkta
gövdenin demir çekirdeği
kalkan teninin altında
sana okunaksız bana saydam giz
içindeki uğultunun izini sürüyorum
bir açıklığa taşıyorum ele vermez yerlerini
harabeler diriliyor
heykeller tamamlanıyor
kendi kehanetinden büyülenmiş gözlerimin önünde
başka çağlara gidip geliyoruz
aşk tanrısı için
seviştiğimiz ve uyuduğumuz sahillerde
aşkın kaplan ve yılan düğümüyle
Öpüyorum seni boynundaki yaradan
iniyorum kaynağına
aydınlanmamış yanların ışığa çıkıyor
dokunuşlarımın parıltısında
düğümlü mendilin, gümüş zincirin
sımsıkı mühürlendiğin bütün kilitler
çözülüyor avuçlarımda
Tılsım tamamlanıyor
ortaçağ kentlerinden geçiyoruz dönüşte
indiğim kaynakların mezhep değiştiriyor
zamanın ve uzamın kilitlendiği kara kutuda benim kelimelerim
tılsım tamamlanıyor
dudaklarımdan sızan erkek sütünün kara büyüsüyle
sevgilim oluyorsun
uyuyor ve yıkanıyoruz ay ışığında
bakıyorum güneş iniyor yüzünün alacakaranlığına
Adın yoktu tanıştığımızda
eksiğini de duymadık
bazen bir rüzgârı, bazen birkaç zeytini
adının yerine kullandık
Adın yoktu tanıştığımızda
sonra da olmadı
çünkü başka biri oldun zamanla
Şimdi adın var
şimdi ruhumun sislere sarılı derinlikleri
yükseliyor ve tehdit ediyor
kıstırılmış varlığımın bütün cephelerini
yüzümün pususunda geziyor
sularda bilenmiş bıçaklar
uyandırılmış acılarım, bulanmış sarnıcım
etimle ruhum arasında çelişen ilke
geri döndü bana
kendi ellerimle kurduğum kara büyüden
içimdeki tarih bitti
siliyorum bir aşkı var eden her ayrıntıdaki parmak izlerini
ve şimdi adın var
ve şimdi
ikimizin vaktinde
intikam saati geldi
Omayra, bu adı verdim sana
ve mevsimleri bütün anlamlarıyla
iki çakılına bir deniz vereyim
hayallerine mavi buğday
dokuz yaşamın olsun tek tek öldüreyim
esmer ve çırılçıplak bir gecede
bütün düşmanların gelecek
koynumdaki cenazene
Seni saran efsane çürüyüp toprağa karışırken
kucağımda başın
gümüş bir tarakla tarayacağım saçlarını
kendi enkazımın üstünde
kurtlar, çakallar gibi uluyarak ağlayacağım acıdan
öldürerek yaşatacağım seni kendimde
Ocağın parıltısıyla aydınlanan yüzün
gücünden habersiz sakin gülüşün
kamçılıyor içimdeki bütün köleleri
ben ki hileli bir oyun,
birkaç kırık zar
ve kara muskalı tılsımlarla
almışken seni kaderinden, kıyasıya bağlamışken kendime
asıl sen tutsak etmişsin beni
dünyaya kapalı kapıların ardındaki
içi boş sessizliğine
sığlığın, sevgisizliğin
o sonsuz kendiliğindenliğin
dünyanın sana değmeyen yerleri
nasıl da çekici yapıyor seni
o kadar bağlandım ki
tutkusuz bedenine
ya öldüreceğim seni
ya tunç çağından heykeller indireceğim dökümüne
Sayıklayan bir ağaç gibiyim Omayra
uğultusu geliyor ta derinden
gövdemin geçtiği masalların
içimdeki deprem ayakta tutuyor beni
geri dönüp vuruyor çalınmış zaman
bak sana korkaklığımı veriyorum
var olmanın bütün varoşlarından
ben yenildim, işte silahlarım
tılsım tamamlandı
sonuna geldim çizgilerini sildiğim
bir büyük haritanın
aşkım ölümün sınırında Omayra
olduğun yerde kal kımıldama!
Murathan MUNGAN
Çok severim bu şiiri ve anımsattıkkarını...Paylaşayım istedim
12 Haziran 2010 Cumartesi
Affet
Bakma bana öyle...
içimi acıtma...
dünyaya getirdiğin
bir armağan değilim ben...
keşke olsaydım... keşke...
tüm mutlulukları...
kucağına bırakabilseydim...
inan çok isterdim
ama olmadı... olmadı... işte
anlıyorsun değil mi?...
Ne isterdim biliyor musun...
gözlerin gözlerime değdiğinde...
kaçırmamanı...hüzün damlaları ile
dolup taşmamasını...
kendinden bir parçanı...
yabancı gözlerle seyretmemeni...
isterdim... hem de çok...
Çocuk iken... beni ne kadar
sevdiğini anlardım...
ruhunu okuyarak...
yüreğindeki sevginin...
yüzüne yansımasını izleyerk...
bir gece vakti kapıyı aralayarak...
sessizce soluğumu dinlediğini...
seyrederek...
Şimdi duvarlar... duvarlar...
hayalet olsam...yine geçemeyeceğim ...
yeryüzünde ki tüm güçlere sahip olsam...
yine yıkamayacağım... aşamayacağım...
bir duvar...
hayattan sonsuzluğa uzanmadan...
meçhul yolculuğa savrulmadan...
yık artık o duvarı ne olursa olsun
beni affet...
içimi acıtma...
dünyaya getirdiğin
bir armağan değilim ben...
keşke olsaydım... keşke...
tüm mutlulukları...
kucağına bırakabilseydim...
inan çok isterdim
ama olmadı... olmadı... işte
anlıyorsun değil mi?...
Ne isterdim biliyor musun...
gözlerin gözlerime değdiğinde...
kaçırmamanı...hüzün damlaları ile
dolup taşmamasını...
kendinden bir parçanı...
yabancı gözlerle seyretmemeni...
isterdim... hem de çok...
Çocuk iken... beni ne kadar
sevdiğini anlardım...
ruhunu okuyarak...
yüreğindeki sevginin...
yüzüne yansımasını izleyerk...
bir gece vakti kapıyı aralayarak...
sessizce soluğumu dinlediğini...
seyrederek...
Şimdi duvarlar... duvarlar...
hayalet olsam...yine geçemeyeceğim ...
yeryüzünde ki tüm güçlere sahip olsam...
yine yıkamayacağım... aşamayacağım...
bir duvar...
hayattan sonsuzluğa uzanmadan...
meçhul yolculuğa savrulmadan...
yık artık o duvarı ne olursa olsun
beni affet...
Reçel yapmayı öğrenelim mesela
Sanki bir muhabbeti, bir hayali, bir haziran gecesine yaslamanın özlemi gibi şimdi içime konan.Susmak, puslu bir akşamın vaktinin ruh ikizidir.Dar vakitlerin mengenesini ancak sözcükler açsa gerek. Artık sözcüklerden kanatlarımız ve kelepçelerimiz var.
Günlerin getirdiği, birde götürdüğü var. İçine kavis alan bir akşam vakti. Birisi savaş insanla kelime arasında şimdi demişti.
Ah biz hazırlıksız yakalanmayı ne çok severiz. O apansız heyecan ve ardından adrenalin patlaması tanımlamalar keyif verir bize
Yarınlar güzel olacakmış... pehh. Bugünler neden güzel olmasın! Bugünün hakkını veremeyen ben yarının hakkını verebilir miyim dersiniz? Mecburi istikametler bizi her zaman selahiyet limanlarına çıkarmıyor maalesef
Eli boş gidilmiyor değil mi gidilen yere? Bizim götürdüğümüz hep bir avuç elvan olsa gerek. Başkalarının yaşanmışlıklarıyla başlıyor hayatımız, ya şarkılarla avunacağız ya da şiirlerle... Kendi hayatımızın öznesi olmayı kim öğretmedi bize? Hayatımızda nesne olanların derslerinden kaçmalıymışız oysa...Teneffüse çıkmalı ve top oynayıp terlemeli, soğuk sular içmeliymişiz, üşütüp hasta olmalıymışız mesela ya da ne bileyim cam kırmalıymışız. Yazık etmişiz kendimize. Deneme yanılma dönemlerini uslu çocuk olarak geçirmek pahalıya mal oldu bize. Hikayede ki gibi '' bu yağmurdan içmedikçe rahat yok '' tu bize de.
Her gördüğü aydınlığı yangın sanıp söndürmeye koşanlar arasında ne işimiz vardı yahu bizim. Bu bulaşıcı hastalık iliklerimize kadar işlemiş gibi sanki.Sürülük bu, başkalarının izinden gitmek kolay geliyor bize. O zaman bizi güdenlere bağırmak nafile, bu bizim seçimimiz
Biz gözyaşı dökmeyi pek severiz birde, niyesini niçinini hiç düşünmeyiz. Oysa her başımıza gelen kendi elimizden dolayı gelmektedir... Kendimizi aldatıyoruz. Vicdanlarımız ki varsa eğer susturuyoruz işte. İnsan müsveddesi bir hayatı mecburen taşıyor gibiyiz. Bunların içinde biz varız, tek tek, fert fert hep biz varız ki bunların tespiti bile bir erdem oldu zamanla ne garip...
O zaman neyi kaybettiğimizi hatırlayalım, reçel yapmayı öğrenelim mesela, gökyüzüne bakmayı, bir iğdeye selam vermeyi...Üzerimize doğan her gün bizden ümit kesilmediğinin işaretidir...
Günlerin getirdiği, birde götürdüğü var. İçine kavis alan bir akşam vakti. Birisi savaş insanla kelime arasında şimdi demişti.
Ah biz hazırlıksız yakalanmayı ne çok severiz. O apansız heyecan ve ardından adrenalin patlaması tanımlamalar keyif verir bize
Yarınlar güzel olacakmış... pehh. Bugünler neden güzel olmasın! Bugünün hakkını veremeyen ben yarının hakkını verebilir miyim dersiniz? Mecburi istikametler bizi her zaman selahiyet limanlarına çıkarmıyor maalesef
Eli boş gidilmiyor değil mi gidilen yere? Bizim götürdüğümüz hep bir avuç elvan olsa gerek. Başkalarının yaşanmışlıklarıyla başlıyor hayatımız, ya şarkılarla avunacağız ya da şiirlerle... Kendi hayatımızın öznesi olmayı kim öğretmedi bize? Hayatımızda nesne olanların derslerinden kaçmalıymışız oysa...Teneffüse çıkmalı ve top oynayıp terlemeli, soğuk sular içmeliymişiz, üşütüp hasta olmalıymışız mesela ya da ne bileyim cam kırmalıymışız. Yazık etmişiz kendimize. Deneme yanılma dönemlerini uslu çocuk olarak geçirmek pahalıya mal oldu bize. Hikayede ki gibi '' bu yağmurdan içmedikçe rahat yok '' tu bize de.
Her gördüğü aydınlığı yangın sanıp söndürmeye koşanlar arasında ne işimiz vardı yahu bizim. Bu bulaşıcı hastalık iliklerimize kadar işlemiş gibi sanki.Sürülük bu, başkalarının izinden gitmek kolay geliyor bize. O zaman bizi güdenlere bağırmak nafile, bu bizim seçimimiz
Biz gözyaşı dökmeyi pek severiz birde, niyesini niçinini hiç düşünmeyiz. Oysa her başımıza gelen kendi elimizden dolayı gelmektedir... Kendimizi aldatıyoruz. Vicdanlarımız ki varsa eğer susturuyoruz işte. İnsan müsveddesi bir hayatı mecburen taşıyor gibiyiz. Bunların içinde biz varız, tek tek, fert fert hep biz varız ki bunların tespiti bile bir erdem oldu zamanla ne garip...
O zaman neyi kaybettiğimizi hatırlayalım, reçel yapmayı öğrenelim mesela, gökyüzüne bakmayı, bir iğdeye selam vermeyi...Üzerimize doğan her gün bizden ümit kesilmediğinin işaretidir...
11 Haziran 2010 Cuma
Kuma
Yar üstüne yar seveni kurşunlamalı... Sahi biz kadınlar da erkekler misali türküdeki gibi kurşuna (bıçağa, baltaya, kazmaya ..)sarılsaydık hala kumalık olur muydu?Sarayda cariye, kente metres, kırsalda imam nikahlı eş ya da ikinci eş diye adlandırılsalar da hepsinin ortak adı kumadır
Yeryüzünün en şanslı kadını ''Havva'' birgün bile ''Adem'' beni aldatıyor mu, üzerime kuma getirir mi diye düşünmezken biz Havva kızlarının en büyük kabusu olmuştur üzerimize kuma gelmesi. O yüzdendir ki annelerin sürekli kulağımıza fısıldadıkları erkeğin iki tabağı varsa birini kır (ki biti kanlanıp üzerine kuma getirmesin )
Üzerimize kuma getirmek için erkek milletinin uydurduğu dinsel,bilimsel kılıfların yanında tohumlarını tüm yeryüzüne serpme ve harem fantezilerini her daim gündemde tutma isteği yatmaktadır. Ananis Nin gibi kadınların azlığından mı kaynaklanmaktadır acaba bu, ya da kadın yapınca o..... erkek yapınca çapkın etiketlemesinden mi?
Biz kadınları en çok yine kadınlar yaralıyoruz, üzerime gelen hemcinsimiz belki çaresizlikten ( ekonomik şartlar ) belki erkeğin evli olmasından bi haber, elbette tüm kuma gelen kadınlar için geçerli değil bu söylediklerim bile bile lades diyenler de var içlerinde, ne olursa olsun her iki kadın da mutsuz sonuçta. Erkeği sorarsanız onun durumu daha vahim
Yavru yavru h(k)uma kuşu yükseklerden seslenir ... bırakın yükseklerden seslenmeyi alçaklarda bile sesi çıkamayan ezilmiş, itilmiş hor görülmüş kuma olduğunu karşı komşusuna değil kendisine bile itiraf edemeyen, çalan her telefonda erkeğin resmi nikahlı eşi tarafından o.... yuvamı yıkmaya çalışıyorsun bekar erkek mi kalmadı hakaretleri en hafif hakaretlerine maruz kalan, ailesi ve toplum tarafından dışlanan kadınlar, kanunen hiçbir hakkı olmayan kuma kadınlar, kendilerine kader ortağı olarak doğurdukları çocuklar erkeğin insafına göre nüfusa kaydedilen kadınlar ...
Kadın kadının kurdudur söylemini boş verip kadın dayanışmasının zamanı gelmedi mi? Sizi bu hale getirip birbirinize kırdıran erkeklere sesinizi çıkarma zamanı gelmedi mi hala?
Yeryüzünün en şanslı kadını ''Havva'' birgün bile ''Adem'' beni aldatıyor mu, üzerime kuma getirir mi diye düşünmezken biz Havva kızlarının en büyük kabusu olmuştur üzerimize kuma gelmesi. O yüzdendir ki annelerin sürekli kulağımıza fısıldadıkları erkeğin iki tabağı varsa birini kır (ki biti kanlanıp üzerine kuma getirmesin )
Üzerimize kuma getirmek için erkek milletinin uydurduğu dinsel,bilimsel kılıfların yanında tohumlarını tüm yeryüzüne serpme ve harem fantezilerini her daim gündemde tutma isteği yatmaktadır. Ananis Nin gibi kadınların azlığından mı kaynaklanmaktadır acaba bu, ya da kadın yapınca o..... erkek yapınca çapkın etiketlemesinden mi?
Biz kadınları en çok yine kadınlar yaralıyoruz, üzerime gelen hemcinsimiz belki çaresizlikten ( ekonomik şartlar ) belki erkeğin evli olmasından bi haber, elbette tüm kuma gelen kadınlar için geçerli değil bu söylediklerim bile bile lades diyenler de var içlerinde, ne olursa olsun her iki kadın da mutsuz sonuçta. Erkeği sorarsanız onun durumu daha vahim
Yavru yavru h(k)uma kuşu yükseklerden seslenir ... bırakın yükseklerden seslenmeyi alçaklarda bile sesi çıkamayan ezilmiş, itilmiş hor görülmüş kuma olduğunu karşı komşusuna değil kendisine bile itiraf edemeyen, çalan her telefonda erkeğin resmi nikahlı eşi tarafından o.... yuvamı yıkmaya çalışıyorsun bekar erkek mi kalmadı hakaretleri en hafif hakaretlerine maruz kalan, ailesi ve toplum tarafından dışlanan kadınlar, kanunen hiçbir hakkı olmayan kuma kadınlar, kendilerine kader ortağı olarak doğurdukları çocuklar erkeğin insafına göre nüfusa kaydedilen kadınlar ...
Kadın kadının kurdudur söylemini boş verip kadın dayanışmasının zamanı gelmedi mi? Sizi bu hale getirip birbirinize kırdıran erkeklere sesinizi çıkarma zamanı gelmedi mi hala?
Bu ülkede hiç mi açlık çeken vatandaş yok
Bu ülkede hiç mi açlık çeken vatandaş yok? Açlıktan ölen bebeği ne çabuk unuttuk? Bu kadar mı balık hafızalı bi toplum olduk, sosyal devletten sadaka devlete devlete geçişte dağıtılan makarnalarla iyice makarna kafa olduk
Günlerdir Filistin'e yapılan yardımları ve gemide ölenleri konuşuyoruz.Aynı gece İskenderun'da şehit edilenleri ''Nefes'' filminde ki gibi 45 sn konuştuk. Her gün şehit cenazesi kaldıra kaldıra artık alıştık mı yoksa, daha vahimi iyice duyarsızlaştık mı? Hamas Lideri iktidara gelince 25 kg ve üzerine 2. hanımı aldı (KUMA)Mısır'dan Gazze'ye açılan tünellerden edindiği gelirlerle beraber semirdikçe semirdi mübarek
İsrail'e yapılan protestoları şehit cenazelerinde de eş zamanlı olarak tüm yurtda pkk ya yapılmasını beklerdim
Günlerdir Filistin'e yapılan yardımları ve gemide ölenleri konuşuyoruz.Aynı gece İskenderun'da şehit edilenleri ''Nefes'' filminde ki gibi 45 sn konuştuk. Her gün şehit cenazesi kaldıra kaldıra artık alıştık mı yoksa, daha vahimi iyice duyarsızlaştık mı? Hamas Lideri iktidara gelince 25 kg ve üzerine 2. hanımı aldı (KUMA)Mısır'dan Gazze'ye açılan tünellerden edindiği gelirlerle beraber semirdikçe semirdi mübarek
İsrail'e yapılan protestoları şehit cenazelerinde de eş zamanlı olarak tüm yurtda pkk ya yapılmasını beklerdim
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
